tıbbi ve aromatik bitkiler hakkında temel bilgiler tıbbi ve arom

Bitkiler Hakkında Temel Bilgiler

Şifalı bitkilerle ilgilenmek isteyen kişinin, bitkilerin yapısı, organları ve bu organların işlevleri hakkında bazı temel bilgilere sahip olması gerekir. Bir bitkinin çeşitli organları, birbirine benzemeyen etkin maddeler içerir. Şifalı bitkilerle tedavi alanında bu organlar, bitkisel droglar olarak tanımlanır. Yaygın olarak kullanılan organ, glikozitler ve alkaloitler içeren yapraklardır. Kök ve yapraklar arasında taşıma işlevi üstlenen bir yol olarak tanımlanabilecek saplar ise genellikle kullanılmaz, ama bu kural bazı bitkilerde değişebilir. Yani, bazı bitkilerin sapları da etkin madde içerebilir. Aynı biçimde, bazı ağaçların kabukları da etkin madde açısından zengindir. Yeraltındaki, adeta depo görevi üstlenen sürgünler, biçimlerine göre, köksap, yumru, kök veya soğan adları ile tanımlanır. Kökler, topraktan emdikleri su ve madensel tuzları yapraklara gönderirler. Genellikle şeker, bazen vitaminler ve alkaloitler depolarlar. Çiçek ve meyve, bitkinin soyunun devamının sağlanması görevini üstlenmişlerdir. Genellikle içerdikleri etkin maddeler nedeniyle, şifalı bitkilerle tedavi alanında önemli yere sahiptirler. Çiçeklerin renkli taç yaprakları, boyar madde alanında çeşitli zenginlikler içerirler. Toplanmayan çiçek meyve oluşturur. Bitki tohumu(veya danesi), bitkinin gelişme aşamasında gerekli olan etkin maddelerin özünü içeren bir depodur. Çiçeksiz bodur bitkiler ise, çiçek tozu(polen) benzeri, sarımsı tozlar üretirler.

Şifalı Bitkilerin Toplanması ve Kurutulması

Yanlışlıkla zehirli bir bitki toplamamak için, toplanmadan önce, söz konusu bitkinin kesin olarak teşhis edilmesi gerekir! Örneğin maydanozgiller ailesine ait bitkilerin arasında zehirli türler de vardır. Bu yüzden, çok dikkatli olmak gerekir. Bitkiler hakkında verilen ayrıntılı bilgiler ve resimler bu konuda aydınlatıcı olacaktır.

Bitkiler, hiçbir zaman, yağmurlu, sisli ve rutubetli havalarda toplanmamalıdır! toplama için en uygun saat ise, 10-16 arasıdır. Bu saate kadar güneş yükselmiş ve sabah kırağısı ile nemlenmiş olan bitkileri kurutmuş olacaktır. Yalnızca temiz ve lekesiz olan bitkiler kullanılmalıdır. Kurutulmak üzere toplanan bitkiler, kökler hariç, kesinlikle yıkanmamalıdır! Bitki toplanan yerlerin, çevre kirliliği etkisine girmemiş olması gerekir. Şifalı bitkiler, otoyol kıyılarından kesinlikle toplanmamalıdır. Bu bitkiler, motor egzostlarından çıkan dumanların içerdiği kurşunla kirlenmiş olduklarından, zehirli sayılmalıdır! Bitki toplanan bahçelerin, tarlaların, çayırların yakınında veya uzağında haşerata karşı ilaçlama yapılmamış olması gerekir, çünkü rüzgar o zehirli ilaçları çevreye taşıyabilir.

Bitki yaprakları genç, ama tam gelişmiş olduklarında, çiçekler ise tam olarak açtıklarında, genç ve tazeyken toplanmalıdır. Toprağın üstündeki bitkinin tümü, çiçeklenme aşamasında, meyveler ise tam olgunlaştıklarında toplanır. Kökler, ancak gelişmelerini tamamladıklarında, genellikle ilkbaharda ve sonbaharda toplanmalıdır. Ağaç kabukları ilkbaharda, genç dallardan soyulmalıdır. Dallar bu mevsimde henüz kurumamış olduğu için, kabuklar daldan kolayca ayrılacaktır.

Şifalı bitkilerin kurutulması, içerdikleri etkin maddelerin değişime uğramasını veya yok olmasını önler. Ayrıca, mantarların ve bakterilerin yaşam alanları da böylece kurutulmuş olur. Bitkilerin kurutulmasının, konserve etmek anlamında algılanılması gerekir ve toplamanın hemen ardından gerçekleştirilmelidir. Kurutma için en uygun ortam, havadar ve gölgeli bir yer olacaktır. Güneş altında kurutulmak istenen bitkiler, çiçek, yaprak ve meyvelerinde bulunan uçucu yağları yitirirler. En ideali, bitkilerin büyücek bir elek üstüne yayılarak veya demet halinde saplarından bağlanıp, yüksek bir yere asılarak kurutulmasıdır. Bitkilerin tam anlamıyla kurumasına çok dikkat edilmelidir. Kuruma aşaması sona erdiğinde, bitkiler ince ince kıyılarak, hava almayan kaplarda, kullanıma hazır biçimde saklanmalıdır.

Bitkiler yapay ısıda da kurutulabilir, ama ısı derecesine dikkat etmek gerekir. Aromatik kokulu bitkilerin tümü, uçucu yağ içerdikleri için, ancak 35 dereceye kadar dayanabilirler. Öteki bitkilerin genelde 60 dereceye kadar dayanabildikleri söylenebilir. Ama, fermantasyon oluşmaması için, hava akımı yaratılması şarttır. Çok ince olmayan kökler, fırçalanarak iyice yıkandıktan sonra, havadar bir ortamda kurutulmalıdır.

Bitki organları tam anlamıyla kuruduktan sonra, nem ve ışıktan korunacakları, hava almayan kaplara doldurulur. Saydam cam kaplar ışık geçireceği için, loş ortamda saklanmalıdır. Bitkilerin saklandığı kapların üstüne, toplama tarihi ve içerik hakkında bilgi veren etiketler yapıştırılmalıdır. Çünkü bitkiler, kuruyup ince kıyıldıktan sonra, birbirlerinden kolayca ayırt edilemezler. Bitkilerin saklanması için, teneke veya tahta kutular, renkli cam kavanozlar kullanılabillir.

Şifalı Bitkiler Toplama Kuralları

Şifalı bitkileri doğadan kendisi toplamak isteyen kişinin, en azından temel botanik bilgilerine sahip olması gerekir. Bu bilgilere sahip olup olmadığını kişinin kendisi de saptayabilir. Bunun için kendine şu soruları sormalıdır:

-Aradığım bitkiyi doğada, hiçbir soru işaretine yer bırakmayacak kesinlikle bulabilir miyim?

-Bazı bitkilerin zehirli ikizleri olduğunu biliyor muyum?

-Zehirli oldukları için ölüm tehlikesine yol açabilecek bitkilerle kendimi tedavi etmeye kalkışmamam gerektiğini biliyor muyum?

-Hangi ortamlardan bitki toplayabileceğime, hangi çayırların, tarlaların, orman kıyılarının çevre kirliliğinden etkilenip etkilenmediğine karar verebilir miyim?

-Etkin maddelerinin en yoğun olduğu zamanda toplayarak, bitkilerin şifalı gücünden en fazla yararı sağlayabilmek için, onları hangi mevsimde, ve günün hangi saatlerinde toplamam gerektiğini biliyor muyum?

-Çay hazırlayabilmek için bitkinin hangi organının drog hazırlamaya elverişli olduğunu(çiçek, meyve, tohum, kök, kabuk veya bitkinin tümü) biliyor muyum?

Şifalı bitkileri toplama sırasında genel olarak özen gösterilmesi gereken konuların başında, doğayı koruma kavramı yer almalıdır. Bitkileri planlı bir biçimde toplayınız. Rastladığınız bir bitki kümesinin tümünü toplamayınız ki, bir sonraki mevsimde orada aynı bitkileri yine bulabilesiniz. Çiçeklerini, yapraklarını veya meyvelerini topladığınız ağaçları veya çalı türü bodur bitkileri hırpalamayınız, dallarını kırmayınız. Çayırlara, çimenliklere, çiğneyip ezmeden, dikkatle girin. İhtiyacınızdan fazla bitkiyi toplamamaya özen gösterin. Drog olarak kökünden yararlanılan bitkilerin soylarının kurutulmasına katkıda bulunabileceğinizi hiçbir zaman unutmayınız.

Şifalı bitkileri kendisi toplamak isteyen kişi, bilgisizlik veya yanlışlıkla zehirli bitki kullanarak büyük bir sorumluluk altına girebileceğinin bilincinde olmalıdır. Bitki toplamaya yardım eden çocukların sürekli kontrol altında tutulmaları gerekir. Kesin olarak teşhis edemediğiniz bitkileri toplamayınız. Onları, eğer rastlayabilirseniz, güvenebileceğiniz bir şifalı bitki satıcısından, belki de kullanıma çok daha elverişli durumda satın alabilirsiniz!

Bitkisel Kaynaklı Etkin Madde Grupları

Şifalı bitkilerin, gelişim süreleri boyunca bünyelerinde oluşturarak depoladıkları çeşitli etkin maddeler vardır. Ama bu maddelerden bir bölümünün doğrudan tedavi amaçlı kullanılmadığını belirtmek gerekir. Her şifalı bitkide, etkin maddelerin yanı sıra, bu etkinlikle ilişkisi olmayan başka maddeler de vardır. Dengeleyici veya yönlendirici madde olarak tanımlanan bu maddeler, etkin maddelerin insan organizması tarafından kabul edilişini bazen hızlandırır, bazen de yavaşlatabilirler. Bitkisel kaynaklı drogların bir özelliğidir bu. Şifalı bitkiler, genellikle birden çok etkin madde içerirler ve bu etkin maddelerden biri, bitkinin hangi hastalığa karşı kullanılması gerektiğinin belirlenmesinde başlıca rolü oynar. Dengeleyici veya yönlendirici maddelerin, bir şifalı bitkinin tedavi etme gücünü ne oranda etkilediğinin saptanabilmesi, ancak bitkinin etkin maddesinin izole edilmesi sonucunda belirlenebilir. Bu durumda, bitkinin içerdiği maddelerin etki alanı tümüyle değişecektir. Ancak, bitkinin içerdiği maddelerin tümü, dengeleyici maddeler de dahil olmak üzere bir bütün oluşturduklarında, o bitkiye özgü etki elde edilebilir ve bu da bitkisel kaynaklı drogların bir başka özelliğidir.

Bir şifalı bitkinin etkin maddeleri, bitkinin tüm organlarına eşit oranda dağılmaz. Bazen öncelikle çiçekte, yaprakta veya kökte, bazen de tohumda, meyvede veya kabukta depolanmış olabilir. Bitkinin yetiştiği ortama, toplama biçimine ve kullanıma hazırlanışına göre, içerdiği maddelerin etkinliğinde değişimler olur. Kullanımda engel oluşturan bir durumdur bu, ama bitkiyi zamanında toplamakla, kullanıma hazırlarken gereken özeni göstermekle dengelenebilir. Kullanıma özenle hazırlanmış bitkiler, eğer doğru ortamda bekletiliyorlarsa, kurutuldukları halde etkinliklerinin ancak küçük bir bölümünü yitirirler.

Kitapta kullanılan drog deyimi, kurutularak veya başka işlemlerden geçirilerek kullanıma hazırlanmış bitki organları veya preparatları olarak algılanmalıdır. Drogların içerdikleri maddelerin etkinlik alanlarının saptanabilmesi için, bu etkin madde gruplarının etkinliklerinin bilinmesi gerekir. Kitapta, bu maddelerin kimyasal yapılarının açıklanmasından çok, hangi hastalıklara karşı kullanılabilecekleri öncelikle ele alınmıştır. Şimdi bu etkin madde gruplarını kısaca tanıyalım:

Alkaloitler: Bu grup genellikle, tedavi edici zehirler olarak da tanımlanabilecek, çok etkili maddelerden oluşmaktadır. Başlıca etkin maddesi alkaloit olan bitkiler, bu nedenden ötürü, bitki çayı biçiminde içten kullanılmamalıdır. Ama yine de ilaç yapımında yaygınlıkla kullanılırlar. Alkaloitlere, zehirleme etkisine sahip olmayan bazı bitkilerde de rastlanabilir. Ama o bitkilerde, kendileri ön plana çıkmadan, yalnızca bitkinin ana etkin maddesini desteklerler.

Acı maddeler: Acı madde içeren pek çok şifalı bitki vardır(yakıcı biber acısı ile karıştırılmamalıdır). Ama, acı madde droglarından söz edildiğinde, etkinlikleri yalnızca bu acı maddelerce oluşturulan şifalı bitkileri anımsamak gerekir. Şifalı bitkilerle tedavi biliminde, acı madde drogları, amara olarak adlandırılır ve içerdikleri maddelerin bileşimine göre de üç gruba ayrılırlar:

1-Katışıksız acı maddelere, amara tonica denir.

Amara grubuna dahil edilebilecek pek çok şifalı bitki sayılabilir, ama bunların içinde, etkinlik açısından kendini kanıtlamış olanların sayısı sınırlıdır. Acı maddeler, sindirim güçlüğü çeken kişilerde asit salgılarını düzenleyerek, bedenin genel anlamda güçlenmesinde önemli görevler üstlenirler. Bu nedenle, acı madde içeren droglar, hastalık sonrasındaki halsizliklerde, kansızlıkta ve sinirsel yorgunluk hallerinde de başarıyla kullanılabilir. Bu grubun tipik örneği, centiyane köküdür (Gentiana lutea).

2-Acı maddeler yanı sıra önemli ölçüde ıtırlı uçucu yağlar da içeren ve bu nedenle aromatik acı bir tada sahip olan droglara amara aromatica denir. Bu drogların, ıtırlı uçucu yağ içermeyen amara droglarından pek farkı yoktur, ama kullanım alanları, uçucu yağdan ötürü daha geniştir. Tipik örnekleri, Civanperçemi (Achillea millefolium) ve melekotu köküdür (Angelica archangelica).

Genel olarak, amara aromatica grubu drogları da, aynen amara grubu acı madde drogları gibi, mide rahatsızlıklarında kullanılabilir. Ama etkileri mide ile sınırlı kalmayarak bağırsaklara kadar uzanır ve safrakesesi ile karaciğeri gayet olumlu etkilerler. Bunun yanı sıra, ıtırlı uçucu yağların antiseptik etkisi de göz önüne alındığında, bu tür drogların bakteri ve parazitlere karşı kullanılabileceğini de unutmamak gerekir. Özellikle, bağırsaklarda gözlemlenen mayalanma (fermantasyon) durumunda bu droglar çok etkilidir. Ayrıca, bazıları da, genellikle rahatlatıcı bulunan, idrar arttırıcı yan etki içerirler.

3-Yakıcı maddeler de içerdikleri için, acı-yakıcı tada sahip olan acı madde drogları, amara acria olarak adlandırılır. Tipik örnekleri, zencefil kökü (Zingibar officinale) ve karabiberdir (Piper nigrum). Bu tür Droglar, özellikle kan basıncının düzenlenmesinde kullanılabilir. Sindirim sistemindeki aksaklıklar, kan basıncı düzensizliklerine de yol açabileceğine göre, aradaki ilişkiyi göz ardı etmemek gerekir. Ama bu amaçla, tüm acı madde grupları da denenmelidir.

Uçucu yağlar: Bitkisel kaynaklı uçucu yağlar, yapıları gereği uçucu, ama suda çok az veya hiç çözünmeyen maddelerdir. Keskin ve genellikle hoş kokuludurlar. Bitki dünyasında uçucu yağlara çok sık rastlanır, hatta hemen hemen tüm bitkilerin uçucu yağ içerdikleri söylenebilir. Ama şifalı bitkilerle tedavide kullanılabilmeleri için, uçucu yağ drogları olarak tanımlanacak bitkilerin, bu hoş kokulu yağları en azından %0,1-10 dolaylarında içermeleri gerekir. Uçucu yağlar, bitkinin özel yağ hücrelerinde, yağ geçitlerinde veya yağ beze tüylerinde depolanır. Bu yağlar çok değişik maddelerin bileşiminden oluşurlar. Öyle ki, bazen bir uçucu yağ türünde 100 ayrı madde saptanabilir. Uçucu yağ içeren tüm şifalı bitkilerin, aşağıda sayılan hastalıklarda etkin oldukları söylenebilir: Deri tahrişlerinde iltihap giderici, öksürmeyi kolaylaştırıcı, idrar arttırıcı, kramp çözücü ve mideyi, bağırsakları, safrakesesini, karaciğeri güçlendirici olarak. Ayrıca, bu tür droglar kullanılarak, sindirim sisteminde mayalanma başlatan nedenlerle ve hatta bakterilerle savaşılabilir. Ama burada, savaşmanın, yok etmekle eşanlamı olmadığını unutmamak gerekir.

Flavon(Flavonoid): Bu ad, şifalı bitkiler dünyasında büyük yaygınlık gösteren, aynı kimyasal yapıya sahip çeşitli maddeler için kullanılır. Flavon içeren drogların etkinliklerinin saptanması zordur, çünkü etkinlik alanları, içerdikleri flavonun niceliği ve niteliğine göre değişkendir. Çok çeşitli kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip oldukları için, flavonların genelde belirli amaçlar doğrultusunda kullanılabilecekleri söylenemez. Ama yine de, saptanmış olan bazı tedavi edici özellikleri vardır: Esnekliğini yitiren kılcal damarların tedavisinde, bazı kalp ve kan basıncı düzensizliklerinde ve sindirim sisteminde oluşan kramplarda. Sonuç olarak, flavonların, bir şifalı bitkinin genel etkisinin oluşmasında katkısı olduğu söylenebilir.

Tanen: Eczacılık açısından bakıldığında tanenler, derinin ve mukozanın albümin maddelerini birleştirerek, dayanıklı ve sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlar. Tedavi edici etkinlikleri özellikle bu alanda yoğundur. Yaralı deride ve tahriş olmuş mukozada biriken bakterilerin beslenme ve yaşama alanlarını yok eder. Başlıca etkin maddesi tanen olan şifalı bitkileri yakından tanır ve rahatlıkla kullanırız (örneğin meşe ağacı kabuğu). İçerdiği yan maddeler arasında tanen olan şifalı bitkiler de belirli amaçlar doğrultusunda kullanılır. Ayrıca, şifalı bitkiler arasında, tanen içerikli olduğu için mideyi rahatsız eden türler de vardır (örneğin ceviz ağacı yaprağı). Bu durumlarda kişi, eğer yine de drogdan vazgeçemeyecekse, bitki çayının soğuk suda demlenmesi gerekir. Böylece, soğuk suda tanenin yalnızca küçük bir bölümü çözüneceğinden, kullanılan bitki çayı mideyi rahatsız etmeyecektir. Başlıca etkin madde olarak tanen içeren droglar, anjinde gargara, dişeti iltihabında çalkalama, yara tedavilerinde kompres, ama öncelikle ishale karşı içten çay biçiminde kullanılır. Soğuktan ötürü oluşan şişkinliklerde, yüzeysel iltihaplanmalarda ve basurda banyo katkısı olarak çok büyük yardımlar sağlar.

Glikozitler: Bitki dünyasında çok sık rastlanan maddelerdir. Etkinlik alanları ve çeşitleri büyük farklılıklar gösterdiği için, onları belirgin bir grup olarak tanımlayabilmek olanaksızdır. Ama önemli olan etkinlikleridir. Bu nedenle, şifalı bitkiler literatüründe glikozit drogları olarak önemli bir yerleri vardır. Tüm glikozitlerin ortak yanı ise, aglykon adlı maddeyi bünyelerinde ayrıştırabilmeleridir. Glikozitlerin etkinliğini yönlendiren işte bu aglykon adlı maddedir.

Örneğin, ıhlamur çiçeğinin terletici etkisi, içeriğindeki glikozitlerden kaynaklanmaktadır ve flavonlar veya acı maddeler de çoğunlukla glikozittir. Bitkiler başta olmak üzere, doğada yaygın olarak bulunur. Bileşimlerindeki şeker ya da genini tipine göre farklı farmakolojik etkinlik gösterirler. En önemli glikozit grubu, kalp üzerinde etkili olandır. Bu bileşikler, örneğin zakkum gibi zehirli bitkilerin yapraklarından ve köklerinden elde edilir.

Silisik asit: Atkuyruğu ailesine ait bitkiler veya çimenler topraktan bol miktarda silisik asit alarak bünyelerinde depolarlar. Silisik asit tuzları(silikat), genellikle olmasa da, bazen suda çözünürler. Silisik asitler, insan organizmasının vazgeçilemez tamamlayıcı maddelerindendir. Beslenme biçimleri nedeniyle bedende oluşan silisik asit eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklarda (katılgandoku*, deri, saçlar, tırnaklar), silisik asit droglarından yararlanmak gerekir. (*Gözeleri biçim bulmamış bir ara madde içinde bulunan, organların asıl dokularının aralarını dolduran doku) Tedavi amacıyla kullanılan bu tür bitkilerin en önemlilerinden biri, içten çay, dıştan gargara, ağız çalkalama ve banyo katkısı olarak kullanılan, Atkuyruğudur (Equisetum arvense).

Saponinler: Su ile birleştiğinde kalıcı bir köpük oluşturan bitkisel glilozitlerdir. Saponin içerikli droglar, inatçı öksürüklerde balgam söktürücü olarak kullanılabilir. Yüzeysel etkinliği sayesinde saponin, yoğunlaşmış balgam birikintilerine akışkanlık kazandırarak, dışarı atılmasını kolaylaştırır. Böylece, organizmanın yeniden oluşturduğu balgam, hiçbir engelle karşılaşmadan dışarı atılabilir.

Bazı saponin drogları idrar arttırıcı etki de içerir ve genellikle kan temizleyici kürlerde (ilkbahar ve sonbahar kürleri) kullanılırlar. Ayrıca, estetik açıdan rahatsız edici deri şikayetlerinde ve romatizmal rahatsızıklarda başarılıdır. Bu başarılarını, ödeme ve iltihaba karşı kullanılabilen etkinliğine borçlu olduğu söylenebilir. Ama saponinlerin tümüyle zararsız oldukları da söylenemez. Önerilen dozaja sadık kalınmadığında, bazen mide ve bağırsak mukozasını tahriş edebilirler.

Müsilaj(sümüksel madde): Bitkisel farmakoloji alanında, suyun içinde şişerek salyamsı bir nitelik kazanan(bamyada olduğu gibi), karbonhidrat içerikli maddeler olarak tanımlanır. Müsilaj içeren droglar oldukça yaygındır. Ama tedavi amaçlı kullanılabilecek nitelikteki bitkilerin (hatmi, ebegümeci, keten tohumu) sayısı pek fazla değildir. Başka konularda ise, çeşitli bitkisel etkin maddelerin tedavi edici güçlerini arttırıcı özellikler gösterir. Bu maddelerin başlıca etkinlik alanı, mukozada oluşan tahrişlerin önlenmesidir. Mukozayı, üzerinde ince bir tabaka oluşturarak, tahriş edici etkenlerden korur ve tahriş olmuş bölümleri tedavi eder. Özellikle mukoza iltihaplanmaları, sümüksel maddelerin koruması altında hızla iyileşebilir. Yutaktaki bir tahrişten kaynaklanan öksürüklerde de etkili olurlar. Bağırsaktaki dışkıyı yumuşattığı için, hafif müsilaj etkiye de sahiptirler(keten tohumu).

Vitaminler ve mineraller: Bitkisel kaynaklı önemli maddelerin tanıtımında, yaşamsal önem içeren vitamin ve minerallere değinmemek olanaksızdır. Çünkü onlar, organizmanın üretemediği ama sağlıklı yaşam için kesinlikle gerekli bileşiklerdir. Hatta, bu bileşiklerin sürekli eksikliği durumunda organizmanın iflas edebileceği rahatlıkla söylenebilir. Bu nedenle, alınan besinlerin bu bileşikleri içermesine özen gösterilmesi büyük önem taşır. Amaç, hastalıkları tedavi etmeye çalışmaktan önce, sağlıklı yaşamın şartlarını oluşturmak olmalıdır. Bu nedenle, bitkisel besin (sebze, salata, meyve) kullanımının önemi daha iyi anlaşılmalıdır. Bu etkin maddelerin eksikliğinden kaynaklanan hastalıkların tedavisinde de, özenle seçilecek bitkiler mutlaka kullanılmalıdır. Örneğin kuşburnu meyvesi(Rosa canina), vitamin bakımından en zengin içeriğe sahip başlıca bitkilerdendir.

Şifalı Bitkilerin Hazırlanış ve Kullanılış Biçimleri

Binlerce yıldır kullanılan şifalı bitkilerin etkinlikleri tartışılamaz. Ama etkinlik dereceleri, hazırlanış ve kullanış biçimine göre değişebilir. Bitkilerin etkin maddeleri, yaprak, meyve, tohum, kabuk veya köklerden, değişime uğramamalarına özen gösterilerek, en yüksek yoğunlukta kazanılmalıdır. Bu konuya, özellikle önemli drogların kullanımında dikkat edilmelidir. Kullanılmak üzere satın alınan drogların yanlış veya bayat olmadıklarına inanmak gerekir. Ülkemizde droglar yalnızca şifalı bitki satıcılarından(aktar) satın alınabildiğine göre, bu kişilerin, mesleğin gerektirdiği bilgiye sahip kişiler olmasına dikkat etmek gerekir. Onların bilgi düzeyleri, kendilerine bitkilerle ilgili çeşitli sorular yöneltilerek açığa çıkarılabilir! Kullanacağı bazı bitkileri tabi ki herkes kendisi de toplayıp, kullanıma hazır hale getirebilir. Bu durumda, uyulması gereken kuralları öğrenmek ve onları titizlikle uygulamak gerekecektir. Bilgi için, 12 ve 13. sayfalara bakın.

Dıştan ve içten kullanım: Şifalı bitkilerin kullanımı, eski çağlardan beri genelde hep çay içimi şeklinde olmuştur. Çaylar, bir tek bitkiden olduğu kadar, değişik bitkilerin karışımından da hazırlanabilir. Bitki çayları, genellikle kaynar suyla haşlanarak, ama bazen de soğuk suda bekletilerek demlenirler. Hangi biçimin daha etkili olduğu hakkında genel bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. Bu nedenle, her bitkinin çayının nasıl hazırlanması gerektiği hakkındaki açıklamalar, bitkilerin tanıtıldığı bölümlerde yer almaktadır. Asırlar boyunca süregelen uygulamaların sonuçlarına dayanılarak oluşturan bu önerilere titizlikle uyulması doğru olacaktır. Çünkü, bitkinin üstüne soğuk su ekleyerek kaynama derecesine getirdikten sonra süzmek, kaynar suyla haşlayarak bir süre demlenmeye bırakmak veya soğuk suda uzun süre bekleterek demlemek arasında çok büyük farklar vardır. Demlenme için önerilen süreler de özel nedenlere dayanır. Çayların kullanımı için önerilen sıcaklık dereceleri, tatlandırılıp tatlandırılmaması, yemeklerden önce veya sonra, yavaş yavaş ve yudum yudum içilmesi gerektiği hakkındaki bilgilere elden geldiğince uyulmalıdır. Bitki çayları içten veya dıştan kullanılabilir. Çayla gargara yapılması, ağız içindeki iltihaplanmalara karşı ağızın çalkalanması veya yıkamalar gerektiğinde, bu kullanım biçimleri, dıştan kullanım olarak algılanmalıdır. Bu tür kullanım sırasında çay sıcaklığının 30-35 derece civarında, yani ılık olması gerekir. Yine aynı tür kullanımlar için öngörülen çayların, aynı miktarda papatya çayı ile karıştırılarak inceltilmesi genellikle yararlıdır. Papatya(mayıs papatyası), çok yararlı ve öteki bitkilerin etkinliklerine yoğunluk kazandırabilecek niteliklere sahip olduğu için, bu tür tedavilerde rahatlıkla kullanılabilir.

Şifalı bitki çayları ile yara tedavisi değişik biçimlerde uygulanabilir. Yaralı organa (el, ayak, parmak), 35-40 derece sıcaklıktaki bitki çayında 10-15 dakika süreyle yarım banyo yaptırılabilir. Ama aynı amaçla, yaralı organın üstünde birkaç saat boyunca kalacak kompresler ve kuruyuncaya kadar yaralı organın üstünde kalacak ıslak sargılar uygulanabilir. Kompresler ve ıslak sargılar için, bitki demlemesi ile(çay) ıslatılan bir pamuk veya gazlı bez, yaralı bölgeye yerleştirildikten sonra, sargı beziyle sabitleştirilir. Kompresle sargı bezinin arasına, örneğin bir plastik parçası koyulmamalıdır. Yaranın mutlaka hava alması gerekir. Sık sık değiştirmemek için, kuruyan bölge dışardan bitki çayı ile ıslatılmak yoluyla, kompres yeniden tazelenebilir.

Bitkisel çaylar bazen de, sağlığını ve tazeliğini yitiren derinin tedavisinde yıkama biçiminde kullanılır. Yıkama deyiminden de anlaşılacağı gibi, buradaki amaç temizliktir. Bunun için, bitki çayı ile ıslatılan temiz bir bezle deri, yumuşak ve dairesel hareketlerle hafifçe ovuşturularak yıkanır. Kullanılan bitkilerin etkin maddeleri böylece hasta deriyi etkileyerek iyileşmeyi başlatır ve onu zedelemeden temizler. Ayrıca, hafifçe ovalamakla, derinin kan dolaşımı da uyarılmış olur.

Yara kabukları yaradan temizlenmek istendiğinde, dayanılabilecek kadar sıcak bitki çayı ile ıslatılmış temiz bir bez parçası kabuğun üstüne yerleştirilir ve on dakika kadar bekletildikten sonra, yumuşak hareketlerle yıkama uygulamasına başlanır. Böylece iyice yumuşayan kabuk, yıkama sırasında yaradan kolayca ayrılır. Uygulamanın hiçbir zarara yol açmadan tamamlanabilmesi için, sabırlı ve dikkatli olunması gerekir.

Buğu solunumu(inhalasyon) ve buğu banyoları da dıştan tedavi alanına girer. İçine küçük bir avuç bitki katılmış bir litre kadar su kaynama derecesine kadar ısıtılır. Su kabı ve baş büyük bir havlu ile örtüldükten sonra, gözler kapatılır ve bitki buharı ağızdan veya burundan, yavaş ve derin biçimde solunmaya başlanır (nezle ve sinüzit). Buğu banyolarında ise, buğunun deriyi etkilemesine çalışılır. Her iki durumda da, buğu çıkışı sona erene kadar (10-15 dakika) uygulama sürdürülür. Bu amaç için hazırlanan sıvı, tekrar tekrar ısıtılarak kullanılabilir. Anüs ve cinsel organ bölgelerine uygulanacak oturma banyoları için, içine oturulabilecek sağlam bir kap gerekir. Bu tür banyolar için 2-3 litre su ve bu ölçüye göre bitki kullanılır. Bitkisel katkılı tam banyolar, banyo küvetinde, 35-38 derece sıcaklıktaki banyo suyunda, 15-20 dakikalık bir süre içinde yapılmalıdır. Bu süre içinde banyo odasının ve suyunun sıcaklık derecesinin değişmemesine dikkat etmek gerekir. Banyo sonrası, kurulanılmadan bir bornoza sarınılarak, sıcak yatakta 30-60 dakika dinlenmek ve terleme durumunda çamaşır değiştirmek gerekir. Banyo sırasında ve sonrasında üşütmemeye özen gösterilmelidir.

Friksiyonlar genellikle, ana maddesi alkol olan tentürlerle yapılır. Ağrılı durumlarda (romatizma, spor sakatlanmaları ve kas ağrıları), hasta bölge tentür ile nemlendirilir ve elle hafifçe ovuşturularak deriye, yani kasa emdirilir. Friksiyonlar, sabah ve akşamları olmak üzere, günde iki kere uygulanabilir.

Merhemler de şifalı bitki katkısıyla hazırlanır (örneğin papatya). Merhemler genellikle yara tedavisinde, ama deri bakımında ve friksiyon amaçlı da kullanılır. Yara tedavilerinde sargı bezi gereklidir. Bir gazlı beze bıçak sırtı kalınlığında sürülen merhem yaranın üstüne yatırıldıktan sonra sargı beziyle sabitleştirilir, ama sargı bezinin kan dolaşımını etkilememesine dikkat edilmelidir. Sargının içinin hava alabilmesi için, yaranın üstü plastik benzeri maddelerle örtülmemelidir..

Tentürler(genelde 50-70 dereceli alkolle hazırlanır) içten ve dıştan kullanılabilir. İçten kullanımda, bir kesme şekerin üstüne damlatılarak veya biraz suya damlatılarak alınır. Dıştan kullanımda ise, su ile inceltilerek, kompres ve yıkama amaçlı kullanılır. Tentürlerin hazırlanış biçimini, bitkilerin tanıtım bölümünde bulabilirsiniz.

Bitki özsuyu, taze bitkilerin sıkılması ve ezilmesiyle elde edilir. Kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sulu köklerden (örneğin turp, havuç, kereviz), küçük parçalara bölündükten sonra, ayrıca su eklemeye gerek kalmaksızın, mutfak robotları kullanılarak bitki özsuyu elde edilebilir. Yapraklardan veya bitkinin tümünden özsu çıkarmak istendiğinde, bitki önce küçük parçalara bölünmeli, üstüne soğuk su döküp birkaç dakika beklendikten sonra robota atılmalıdır. Mutfak robotu kullanmadan bitki özsuyu elde etmek çok zordur. Taze bitki özsuları bekletilmeden tüketilmelidir.

Ölçüler: Bitki çayı demlenmesinde, bitkilerin ve suyun ölçümü için kullanılan kaşıklar ve bardaklar.

Kaşıklar, kahve kaşığı, çay kaşığı ve tatlı kaşığı olarak sıralanır. Genelde, kahve kaşığı ile çay kaşığı birbirine karıştırılmaktadır. Kahve kaşığı(kahvehanelerde çay bardağı ile servis yapılır) en küçük kaşıktır. Çay kaşığı ise, kahve kaşığı ile tatlı kaşığının arasındaki boyuttur.

Bardak, genelde orta boy bir su bardağı olarak anlaşılmalıdır. Kapsadığı sıvı miktarı 150-200 cl civarındadır.

Yanlış Kullanım Sonucunda Zehirlenmeler

Şifalı bitkilerin kullanım kurallarını özenle uygulayan, zehirli olarak tanımlanan bitkilerle kendini tedavi etmeye kalkışmayan kişi kendini zehirleyemez. Ama yine de, böyle bir durumda neler yapılması gerektiğini bilmek gerekir.

İlkyardım önlemleri:

-İlk zehirlenme belirtilerinde (mide bulantısı, mide krampı, şiddetli ishal) mide hemen boşaltılmalıdır. Bunun için, elden geldiğince fazla miktarda ılık su içerek (çocuklar meyve suyu da içebilir), boğaza sokulan işaret parmağı veya orta parmakla dilin köküne doğru bastırmak veya boğazı bir tüyle gıdıklamak gerekir.

-Midenin boşaltılmasının hemen ardından 10-20 karbon tableti yutulmalı veya 20-30 gr karbon tuzu suyla karıştırılarak içilmelidir. Karbon zehirli maddeleri emecek ve kana karışmalarını yavaşlatacaktır. Burada, mideyi boşaltmaya tekrar çalışılmalıdır (bu madde, her tür zehirlenme için geçerli sayılmamalıdır).

-Ayrıca bağırsakların da boşaltılması için, 2 çay kaşığı soda sulfatı 1 bardak suda eritilerek içilmelidir.

-Bilincini yitirmiş olan kişilere hiçbir şey içirilmemelidir.

-Bu ilkyardım önlemleri alındıktan sonra derhal doktora ulaşmak gerekir.

-Olay hakkında ayrıntılı bilgi almak doktorun işini kolaylaştıracaktır. Aşağıdaki şu soruların yanıtlanması gerekir:

· Hangi bitki yüksek dozda kullanılmıştır?

· Ne zaman kullanılmıştır?

· Zehirlenme belirtileri nelerdir?

· Hangi ilkyardım önlemleri alınmıştır?

Bu bilgileri alan doktor gereken tedaviyi uygulayacaktır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !